Kalbimcity

2011 — Ocak

Sera Tokdemir Kimdir

Sera Tokdemir Kimdir? Sera Tokdemir’in hayatına dair merak ettiklerinizi öğrenin…

1981 yılında Mersinde doğmuştur. Bilkent Üniversitesi (TOMYO) mezunudur.Sera Tokdemir tiyatroya Zirve Sanat Merkezi’nde tiyatro, şan, diksiyon eğitimi alarak başladı. 2009′da Plato Film Okulu’nda Ayla Algan yönetiminde oyuncu yönetimi, beden dili, dublaj, sinema-dizi-reklam oyunculuğu eğitimi aldı. Sinema, dizi, reklam ve klip çalışmalarında yer alan oyuncu 2010′da Elbiseler Fora ekibine katılmıştır.

Kanıt -Zeynep (2010)
Aşk Geliyorum Demez-Şebnem (2009)
Hırçın Kız Kadife-Sibel (2009)
İstanbul Çocukları-Ceren ( 2009)
Ey Aşk Nerdesin (2009)
Kapalıçarşı-Melek (2009)

Reklam Çalışmaları:
Damla Su Reklamı (2009),
Şölen-Biscolata (2009)

- Fotoğraf Çekimleri:
Vodafone (Vodafone shoplar için) (2009)

Klip Çalışmaları: Mustafa Ceceli-Limon Çiçekleri (2009),
Yaşar&Yıldız Usmonova-Seni Severdim (2010)

Kısa Film Çalışmaları: Deruni-Deruni, Kafes-Esra (Plato Film Okulu 2009)
Jurnal-Mehtap (Yönetmen; Abdulbaki Yavuz 2010)
Tesadüf-Pınar (Yönetmen; Alihan Sakman 2010)
Ninem İstanbul’da-Sultan (Avrupa Kültür Başkenti Projesi 2010)

Oyuncu son olarak “Çakallarla Dans” filminde “Pelin” karakterini canlandırmıştır.

Sevinç Gürşen Kimdir

Sevinç Gürşen Kimdir? Hayatına dair merak ettiklerinizi öğrenin…

Sevinç Güreşen 23 Ocak 1979 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. 2001 İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezun olmuştur. 1996-98 yılları arasında ‘Sanat İşliği Tiyatrosu’nda ‘Masal’ ve ‘Dostluk Şarkısı’ adlı çocuk oyunlarıyla, ‘Beyaz Cehennem’ adlı gençlik oyununda rol aldı. Aynı dönem içinde çeşitli kolej ve yuvalarda drama öğretmenliği yaptı.

Oynadığı Diziler :

Gümüş

Canım Annem

Metro Palas

Aslı ile Kerem

Kuzenlerim

Biz Size Aşık Olduk

Evdeki Yabancı

Yılan Hikayesi

Baskül Ailesi

Ruhsar

Mahallenin Muhtarları

Sanatçı son olarak “Çakallarla Dans” adlı sinema filminde “Necla” karakterini canlandırmıştır.

Aşk Sözcükleri

Aşk Sözcükleri. Sevgiliye söylenebilecek ve yazılabilecek en güzel aşk sözcükleri.

Semadaki tüm yıldızlar sönünce,
Gözlerinde gecenin yalnızlığını hissedince,
İçten içe muhtaç olunca bir dost sohbetine,
Unutma ki seni düşünen bir var bu şehirde….

Hayallere dalıp gitmem ben,
Çünkü tek hayalim sensin benim!
Hiçbirşey isteyemem ben
Çünkü birtek istediğim sensin benim.

Aşkınla sararıp solacak kadar,
Sevginle bahtiyar olacak kadar
Uğruna canımı verecek kadar
seviyorum desem inanırmısın ?

Belki hatıralar unutulup gidecek,
Belki bu sevgier yok olup eriyecek,
Ama şunu unutma,
Bu kalp sonsuza dek seni sevecek…

Gecenin karanlığında, güneşin ışığında,
Suyun damlasında, selin coşkusunda
Kimi yanımdasın kimi rüyamda
Ama hep aklımdasın sakın unutma…

Tan ağarmaya, gün ilk ışıklarını göndermeye başlarken üzerime, gülümseyen güneş olup doğmalısın günüme ve yaşamalıyım tüm günü gönlümce seninle..

Yüzümü paklayan su kadar aziz, içtiğim demli bir bardak çay kadar sıcak, yediğim lokma kadar kutsal olmalısın.

Bir sevda tohumu olmalısın, yüreğime ekmeliyim seni. Göz yaşlarım can suyu, sevgim güneş olmalı.. Kök salmalı, dallanıp budaklanmalı, yeşile bürünüp canıma can katmalısın.

Bir bahar günü yağan yağmur olmalısın, ıslattığın çimenlerin üzerinde yalınayak yürümeli, doyasıya hissetmeliyim seni… Sonra rengarenk bir gökkuşağı olmalısın. Her renge bin anlam katmalısın.

Bir balıkçının mavi sulara attığı ağ olmalısın, sonunu bilerek atılmalıyım kucağına ve nasibim diye sarılmalısın bana..

Bir volkan misali alev alev yakmalısın kavurmalısın içimi ve savurmalıyım sevdadan yana kalan son küllerimi.

Bir uçurtma olmalısın, semada süzülen ve bir parçan olmalıyım seninle sevinip seninle üzülen…

Çeyizim olmalısın, göz nuru dökülen motifler gibi, ilmek ilmek işlemeli, ipek bohçalara sarmalıyım seni.

Sonra gece olmalısın , bir mahrem örtü gibi örtmelim üzerime seni, gözlerin yıldız misali parlayıp taçlandırmalı beni…

Sen, aldığım nefes olmalısın,
Sen, ekmeğim suyum olmalısın beni yaşatan,
Sen, güneşim olmalısın içimi dışımı ısıtan..
Sen, lokmamı paylaştığım dostum,
Sen, sırrıma ortak olan kardeşim,
Sen, başımı göğsüne yasladığım anam,
Sen,özlemle beklediğim sevgilim,
Sen, koynunda sabahladığım eşim olmalısın.
Sen, aşk olmalısın canımı acıtan, kızgın çöl kumlarından soğuk sulara atan…
Sen bana can olmalısın…
Canıma can katmalısın.
Ve… hep öyle kalmalısın…

Dosta Güzel Mesajlar

Dostunuza gönderebileceğiniz en güzel mesejları sizler için derlerdik:

Dost iki ayrı bedendeki tek ruhtur.

Dostlu şaraba benzer, yıllar geçtikçe tadı güzelleşir.

Gerçek dostluk sağlık gibidir; değeri ancak yitirilince anlaşılır.

Bir elmasın parlaklığını, bir şelalenin şeffaflığını ve dünyanın en tatlı insanını görmek istiyorsan yerinden kalk ve aynaya bak dostum…

Dostluk; açılan üzüntü yarasına gözyaşı ile merhem olabilmektir.

Kaybolduğun bir ormanda yol gösteren ışıktır dostluk.

Deniz derindir durulmaz, dostluk ebedidir unutlmaz…

İnsanın en yakın dostu gölgesidir ama karanlıkta terk eder insanı, karanlıkta terk etmeyen dostlar hep senin olsun…

Dost kıyıdaki taşlara benzer, teker teker toplarsın sonra teker teker atarsın ama birini atmya kıyamazsın, sen benim atmaya kıyamadığımsın dostum…

Dost dediğin insanın sadece mutlu gününde yanında olmamalı; dara düştüğün anlarda, zorda kaldığın zamanlarda yanında olandır.

İyi günde binlerce dost bulabilirsin ama önemli olan senin gibi zor günlerde olanı bulmak.

Herşeyin yenisi dostun eskisi makbul.

3 çeşit dost vardır; bir dost vardır gıda gibi onu hergün sen ararsın, bir dost vardır ilaç gibi gerektiğinde sen onu ararsın, bir dost vardır hastalık gibi o seni bulur.

Öyle bir dost edinki; kötü gün kapını çaldığında kapıya beraber bakın.

Bir insanın idealleri olmalı sonsuzluk gibi, bir insanın özlemleri olmalı umutla açan çiçekler gibi, bir insanın dostu olmalı senin gibi…

İnsanların en acizi dost edinemeyendir; bundan da acizi dostunu yitirendir…

Dost dediğin derinliklerdeki ihtiyacı hesaplamalı…

En vefalı, en zor bulunan, en acıtan, en sevdiğimiz, hep aranan ve hep özlenendir dost.

Şemsiye Ne Zaman Bulundu

Şemsiyen ne zaman bulundu ve neden siyahtır; Şemsiyeler ilk olarak 3400 yıl önce Mezopotamya’da, bir rütbenin, bir ayrıcalığın sembolü olarak kullanılmaya başlandı. Bu ilk şemsiyeler Mezopotamyalıları yağmurdan değil, yakıcı güneşten korumak için kullanılıyordu.
Şemsiyeler yüzyıllar boyu hep güneşten korunmak için kullanıldı. Bugün bile bazı Afrika kabilelerinde şefin arkasında yürüyen bir şemsiye taşıyıcısı görülmektedir. Hatta İngilizce’de şemsiye anlamındaki ‘umbrella’ kelimesi, Latince gölge anlamına gelen ‘umbra’ kelimesinden türemiştir. Avrupa’da şemsiyelerin yaygın olarak kullanılmasına 1700′lü yıllarda başlanmıştır.

Şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik kazandırıyor ve siyah bir renk veriyordu. Siyah renkli bu şemsiyeler erkekler tarafından da benimsendi ve güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyahlar ise erkeklerin vazgeçilmez aksesuarları oldu. Bir çeşit yağ ile sıvanan siyah şemsiyeler gerçekten yağmuru hiç geçirmiyorlardı ama ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler üretildi, ancak siyah renk su geçirmezliğin bir garantisiymiş gibi algılanmaya devam edildi.