Kalbimcity

2011 — Ocak

İnancın Yalın Hali

“Bilinçaltındaki mevcutları silip yer açmadıkça, ona yeni kayıtları kabul ettiremezsiniz. Bu, onun için açık bir çelişkidir ve işleyişi gereği bundan hoşlanmaz.”

…… Arının… Amacınız her ne ise, kim olmak istiyorsanız, neyin bir parçası kalmak ya da hangi bütünün merkezini oluşturmak istiyorsanız evvela arının.

Sizin okuduğunuzu sandığınız bir kitabın satır arasında veya izlediğiniz ekranın küçük bir karesinde merakı başka bir noktaya takılı kalmış bir şey kayıtta. Üstelik ilgisini çeken şeyden, sizin hoşlanıp hoşlanmamanız, kabul edip etmemeniz de hiç önemli değil onun için… Dikkatin altındaki detayı yakalamak onun işi. 7 gün 24 saat aralıksız. O, her eylemi bir duyguya bağlamakta bilincinizden çok daha usta. Çünkü O, bilinçaltı.

Durup dururken bir insandan nefret ettiğiniz oldu mu? Ya da severek yediğiniz bir şeye artık tahammül edemediğiniz? Yahut sürekli gittiğiniz, sizi rahatlatan bir mekanda boğulmaya mı başladınız? Örnekleri çoğaltalım. İdolünüz olan bir insan, düşünceleriyle sizi artık pek etkileyemiyor mu? Daha önce bayıldığınız bir müziğe şimdilerde duyduğunuzda çığlık atasınız mı geliyor? Haberiniz olmadan kim bilir hangi semboller yüklendi her birinin üzerine…

Bir insana kendi cehennemini yaşatabilecek kudrette olduğu halde yine kendi cennetinin anahtarını sunabileceğine inanmadığınız bir mucizevi güçten bahsediyorum… Karşılaştığınız bir hadiseden, bir düşünce kalıbı türetip arşive kaldırması için tek bir gereksinimi var: Bilincinizde o an yer alan duygu. Beyin aynı anda 5 ile 7 eylemi kontrol edebilme yetisine sahiptir. Geri kalan kısım bilinçaltının vakumuna kapılmak zorundadır. Benzer kategorideki herkesi ve her şeyi birbirine bağlayarak çalışmak prensibi gereğidir. İlk görüşte ısındığınız bir insanı, mutlaka geçmişinizden sevdiğiniz bir insanı hatırlattığı için kendinize uyumlu bulur ve elektrik aldığınızı söylersiniz. Ya da tersi şekilde ilk kez göz teması kurduğunuz kişiye karşı frekans uyuşmazlığı çekebilirsiniz. Çünkü daha ilk saniyelerde analiz yapılıp, etiket yapıştırılmıştır. Düşünün: Sesine tahammül edemediğiniz bir cisim ve ya araç, evinize sokmadığınız bir obje yahut fikirlerine hararetle karşı çıktığınız bir insan mutlaka vardır. Uykuya dalmadan edindiğiniz bir alışkanlığınız, melodisiyle sizi büyüleyen bir şarkı, bulunduğunuz mekandan çıkmadan önce kontrollerini defalarca yaptığınız takıntılarınız mutlaka vardır.

Görüldüğü üzere sabit verilerle alışılmışın dışına çıkabilmemiz imkansızdır. Bunca aynılığın arasında farklılık ummak oldukça iyimser bir davranıştır. O halde?

Bilinçaltındaki mevcutları silip yer açmadıkça, ona yeni kayıtları kabul ettiremezsiniz. Bu onun için açık bir çelişkidir ve işleyişi gereği bundan hoşlanmaz. Bu durumda arınmak ilk yapmanız gerekendir. Arınmanın ilk şartı ise affetmektir. Bu ise kabul gerektirir. Ön kabulünü yapmadığınız bir kişiyi ya da olayı zihninizde sürekli suçlarsınız. Affetmekten uzaklaşırsınız ve arınmaya geçemediğiniz için de bilinç, görüşü alınmadan oluşturulmuş kalıplar üzerinden size “aynılıkları” yaşatmaya devam eder.

Hepimizin duyduğu pişmanlıkları ve canımızı acıtan yaraları var. Hepimizin yersiz münakaşaları, koşullarına göre doğru bulduğu tercihleri var. Bu tercihlerin sonuçlarını hala yaşıyor olsak bile yapabileceğimiz şeyler mutlaka var. Tümünü kabul edin, affedin ve arının. Size, egonuza, nefsinize, gururunuza ne kadar ağır gelse bile… İstediğiniz şeylere ulaşmak için, evvela istemediğiniz şeyleri aşmak durumundasınız. Ulaşmak istediğiniz hedefleri, kendinizde değiştirmek istediğiniz niyet ve davranışlarınızı tespit edin. Bunları net ifadelerle ve emir kipi kullanarak, tersten yazılmış şekilleriyle, fazla göz önünde bulunmayacak yerlere asın. Unutmayın, bilinçaltı farklı şeyleri sever ve buna eşlik eden duyguyla karşılaşırsa da benimser. Yaşam alanlarına asacağınız bu küçük ama etkisi muazzam olan notlarınızda gelecek zamana ait ekler kullanmayın. İzlediğiniz, dinlediğiniz, okuduğunuz her şeye dikkat edin. Çeşitli olumlama cümleleri kurup, ses kaydı oluşturmak da çok etkili bir yöntemdir. Sabah günün ilk saatlerinde ve mutlaka uykuya dalmadan önceki zaman dilimlerinde dinlemeniz, zihinde yeni kanalların açılmasında nokta etki sağlar.

Evrendeki temizliğe önce kendi özünüzden başlayın. Kimden nefret edip, kimi suçluyorsanız bağışlayın. Kocaman bir balonun gökyüzüne bırakılması gibi… Sessizce, büyük bir mutlulukla ve içten bir huzurla bırakın tutsak kıldıklarınızı. Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde ama tam da o anda ve o durumda olmak belki de o kadar kötü değildir. Koşulları affedin. Derin bir olgunlukla, asaletle ve sıcak bir samimiyetle…

Gidenlere ağlamaktan ve yersiz bekleyişleri anlamlandırmaktan vazgeçin. Derinliklerinizde kalmış her şeyi yeniden tanımlayın. Tutkularınızın gözeneklerini mesken tutmuş gizli hırslarınızı yakalayın. Arının. Her türlü menfaatten ve menfi düşünceden… Kinden, gerilimden, çabasız kazançtan, boş tesellilerden ve kıskançlık illetinden… Ellerinizi, zihninizi, kalbinizi tüm benliğinizi arındırın ki, her gününüz bir diğerinin tekrarı olmasın. Bilinçaltının “aynılık” kavramından duyduğu rahatlık ve eminliği reddedin. Zor olanı, cesaret gerektireni yapmaya karar verdiğinizde, dirense dahi sonunda teslim olacağını bilin.

Karalamalarınızı temize çekin. Hiç bakmadığınız manzara kenarlarını seçin. Tüm şımarıklıklardan kendinizi yalıtmayı bilin. Aynı zamanda da mükemmel bir tasarımın parçası olma bilincini de kaybetmeyin. Kendinize bir varoluş mucizesi olarak bakın. Çevrenizde şükretmeye dair ne varsa hayranlık besleyin. Başınıza gelen mutluluk verici hadiseleri tarihleriyle birlikte not edin. Gün geçtikçe çoğalan cümleler, yaşantınızdaki memnuniyet kayıtlarına ve huzurlu olma gerekçelerini içeren bir arşive dönüşecektir.

Bir yağmurun usul usul koca bir şehri arındırdığı gibi arının. Sessizce olsun, içinize dönerek. Fakat ses getirsin yaşamınıza yansımaları… Gönlünüzde ve zihninizde ne varsa, ederiniz odur. Kötü olan hiçbir şeye varlığınızda yer vermeyin ki; birikmesin.

Günün sonunda huzurla yudumladığınız çaya ne kadar yorulduğunuz değil, neler edindiğiniz eşlik etsin. Her yeni gün tekrar arının. Çevrenizde size kulak tıkayan ne kadar çok insan çıkacaksa daha da fazlası gözünüzün içine bakacak. Siz içinizde başlatın, dışınız da buna ayak uyduracak. Sever adım, sayar adım…

Hayat size asla vaatte bulunmaz. Sizin ona vaat ettiklerinize şahitlik yapar. Yaptıklarınıza pişmanlık katarak, yapmadıklarınıza takılı kalarak geçiyor zaman… Yakın ihtimallere uzak kalarak, “ben” bilincine yanlışlıklar katarak yol almayın. Kendinizi geleceğe taşırken, bugünü karsız kapatanlardan olmayın. Hayallerinizi gerçekleştirmek için bilincinize yatırım yapın.

Adnan Binyazar Kimdir

Adnan Binyazar Kimdir. Adnan Binyazar hayatı ve eserleri hakkında detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

7 Mart 1934′te Diyarbakır’da doğdu. Dicle Köy Enstitüsü’nü, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Çorum ve Maraş İlköğretmen okullarında, Ankara Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksekokulu’nda, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, Şentepe Lisesi’nde, Devlet Konservatuvarı’nda, İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda öğretmenlik yaptı. Türk Tarih Kurumu’nda görev aldı. 1978′de Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı’na getirildi ve bu görevi sırasında Ulusal Kültür ve Çeviri dergilerinin sorumlu yönetmenliğini yaptı. Türk Dil Kurumu Yayın kolu başkanlığına seçildi. 1981 yılında gittiği Berlin’de Eğitim Senatosu’nda çalışırken, İncila Özhan’la birlikte 6 ciltlik Türkçe-Dil ve Okuma Kitabı’nı ve bu çalışmalara yönelik bir Öğretmen Kılavuzu’nu hazırladı. Gymnasiumlar için Türkçe Müfredat Programı hazırlama kurullarına başkanlık yaptı. İsveç ve İsviçre’de öğretmen yetiştirme projelerinde görev aldı. 1961-1966 arasında çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Daha sonra eleştiriye yöneldi. Almanya’da yaşıyor.

Kişisel internet sitesi: home.arcor.de/binyazar

——————————————————————————–

ESERLERİ:

Yazmak Sanatı (1969, Emin Özdemir’le birlikte)
Dedem Korkut’tan Öyküler (1972)
Toplum ve Edebiyat (1972)
Cumhuriyet’in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl (1973)
Aşık Veysel (1973)
Kültür ve Eğitim Sorunları (1979)
Ağıt Toplumu (1979)
Türk Dilinde 25 Ünlü Eser (1982)
Öğretmen Kılavuzu (1982)
Kan Turalı (1984, Dede Korkut masalı)
Dedem Korkut/Vier Attürkische Nomadensagan (1984, Türkçe-Almanca)
Yaralı Mahmut (1994)
15 Türk Masalı (1994)
Ozanlar Yazarlar Kitaplar (1998)
Yazın ve Bilim Dilimiz (1998, Metin Öztekin’le birlikte)
Yazılı Anlatım Bilgileri (1998, Emin Özdemir’le birlikte)
Masalını Yitiren Dev (2000, anılar) Ölümün Gölgesi Yok (2004, anılar)

Dünya Dillerinde Seni Seviyorum

Dünya dillerinde Seni Seviyorum… Sevgilinize her dilde onu sevdiğinizi söyleyebilirsiniz artık.

Almanca : Ich liebe dich
Alsakça : Ich hoan dich gear
Amharikçe : Afekrishalehou
Apaçice : Shetne she-n zho-n
Arapça : Ohiboke
Arnavutça : Te dua
Baskça : Maite zaitul
Bengalce : Ami tomake bahlobashi
Birmanyaca : Chit pa de
Bolivyaca : Qanta munani
Boşnakça : Volim te
Bulgarca : Obicham te
Chamoruca : Hu guayia hao
Cheyennece : Ne mehotatse
Chichewaca : Ndimakukonda
Creolece : Mi aime jou
Çekce : Miluji tje
Çince : Ngo oi ney
Danca : Jeg elsker dig
Ekvadorca : Canda munanş
Endonezyaca : Saya cinta padamu
Eskenazice : Kh hob dikh lib
Esperantoca : Mi amas vin
Estonyaca : Mina armastan sind
Etyopyaca : Afgereki
Farsça : Tora dost daram Tasca : Kanbhik
Fince : Rakastan sua
Fransızca : Je t’aime
Frizyece : Ik hald fan dei
Galiçyaca : Querote
Galce : Rwy’n dy garu di
Ganaca : Me dor wo
Grönlandça : Asavakit
Gujartice : Hoon tane pyar karoochhoon
Hausaca : Ina sonki
Hawaice : Aloha wau ia’oe
Hırvatça : Volim te
Hintçe : Mai tumse pyar karta hun
Hollandaca : Ik hou van je
Hopice : Nu’umi unangwa’ta
İbranice : Anee ohev otakh
İngilizce : I love you
İspanyolca : Te qulero
İsveçce : Jag aelskar dig
İzlandaca : Eg elska Thig
İrlandaca : T’a gr’a agam thuit
İtalyanca : Ti amo
Japonca : Kimi o ai shiteru
Kamboçyaca : Bon sro lanh oon
Katalanca : T’estimo
Keltçe : Ta gra agam ort
Korece : Sa-rang-hae-yo
Korsikaca : Ti tengu cara
Laoca : Koi muk jao
Latince : Te amo
Letonyaca : Es tevi milu
Lübnanca : Bahibak
Litvanyaca : As tave myliu
Luxemburgca : Ech hun dech gaer
Macarca : Szeretlek
Maice : Wa wa
Makedonyaca : Te ljubam
Malayca : Saya cintamu
Marshallesece : Yokwe yuk
Mohawkça : Konoronhkwa
Moğolca : Be chamed hairtai
Navajoca : Ayor anosh’ni
Ndebelece : Niyikutanda
Nepalce : Ma timi sita prem garchhu
Norveçce : Jeg elsker deg
Pakistanca : Mujhe tumse muhabbat hai
Polonyoca : Kocham ciebie
Portekizce : Eu te amo
Punjabice : Main tainu pyar karna
Rumence : Te iubesc
Rusça : Ya tebya lyublyu
Samoaca : Ou te alofa outou
Sanskritçe : Twayi snihyaami
Seylanca : Mama oyata adarei
Sesothoca : Kiyahorata
Sırpça : Volim te
Siyuca : Techihhila
Slovakça : Lubim ta
Slovence : Ljubim te
Somalice : Waan ku jeclahay
Swahilice : Nakupenda
Tagologça : Iniibig kita
Tahitice : Ua here vau la one
Taylandca : Phom rug khun
Teluguca : Nenu minnu premistunnanu
Tunusça : Ha eh bak
Ukraynaca : Ya ebe kokhayu
Urduca : Main tumse muhabbat karta hoon
Vietnamca : Anh yeu em
Yunanca : S’ayopo
Zuluca : Ngiyakuthanda
Zunice : Tom ho’ichema

Aşk İki Kişiliktir

Hıncal Uluç’un “Aşk İki Kişiliktir” adlı güzel bir makalesi…

“Ne parlak bir aldanış” diyor Haşo, Ataol’un muhteşem dizeleri için..
“Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.”
diyor ya Ataol.. Haşo itiraz ediyor..
“Şiir güzel ama Ataol da yanılıyor. Aşk tek kişiliktir, aşk ilişkisi başka” diyor ve asıl o fena halde yanılıyor.. “Aşk iki kişiliktir” Haşo.. Her zaman..
Her yerde..
Yunus gibi, soyut olsun isterse aşkın gene de “Sen” gerek, ille de ikinci şart aşk için. Âşık için..
“Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem
Bana seni gerek seni.”
“Sen” olmazsa, aşk olmaz Haşo.. Yalnız “Ben” le aşk olmaz..
Seni sevmese de.. Senden haberi bile olmasa, Aşkın olması, “Sen”in varlığına bağlı.. Öyle diyor Nazım da.. O da yanılıyor tabii, sence..
“Yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?”
Zühre, Tahir’i sevmeseydi, Tahir Tahirliğinden hiçbir şey kaybetmezdi, ama Zühre olmasaydı, “Tahir ile Zühre” olmazdı.. Yani “Aşk” olmazdı, Haşo.. Aşk olmazdı.. Aşk için bir Tahir yetmez.. Bir de Zühre.. İlle..
Sadece Nazım mı?.. Aşkı yazanların hepsi böyle demiş be Haşo, çağlar boyu.. İşte Nesimi..
“Nesimi’ye sormuşlar yarin ile hoş musun
Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne”
Yani.. Önemli olan “O yar benim” diyeceğin birisinin olması.. Yanında, ya da kafanda fark etmez… O yar artık senin olmasa da fark etmez..
Ataol da onu diyor ya zaten..
“Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.”
Sevgili Haşo.. Yalnız yaşaman, onun seni terk edip gitmesi, hatta daha en başından hiç gelmemesi, aşkı tek kişilik yapmaz..
İşte gitti.. 10 yıl oldu gideli.. Binlerce kez dokunduğum ten, binlerce yıl uzakta işte.. Ne değişir Haşo.. Ne değişir?..
Ölürsem yalnız gideceğim.. Ama aşkım hâlâ iki kişilik.. O kafamda oldukça, hep de iki kişilik kalacak.. “İki kişilik olan aşk ilişkisidir” deyişini de sana hiç yakıştıramadım.
Bununla “Sevişme”yi kast ediyorsan, orda da yanılıyorsun.. Aşk gibi sevişme de kafada yaşanır bazen.. Günlerce, gecelerce sevişirsin hatta.. Aşkta nirvanaya ulaşmışsan, yanında olması gerekmez, ona dokunduğunu, onu kokladığını hissetmen için.. Gece yatağında sarıldığın yalnızlık değildir, o dur.. Sunay’ın dediği gibi..
“Giderken yastığında bıraktığı çukur..”
İlişkiden kastın salt cinsellikse eğer Haşo, o zaman asıl, tam da o zaman asıl, ikinci şart değil işte.. Tek başına da yaşayabilirsin cinselliği.. Hele de günümüzün teknolojisinin sağladığı araçlarla, tek başına ne doyumlara ulaşabilirsin..
Ama Aşk.. Ama Aşk.. Bir daha anlat be Ataol!.. Bin defa daha anlat..
“Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiçbir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiçbir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.”

Güle Güle

Adam bakmış, küçük oğlu dua ediyor…
-Tanrım anneme, babama, büyükbabama uzun ömür ver. Güle güle anneanne…
Bir anlam verememiş bu duaya… Ancak ertesi gün acı haber gelmiş. Anneenne sizlere ömür…
Ertesi hafta adam bakmış çocuk yine duada:
-Tanrım anneme babama uzun ömür ver. Güle güle büyükbaba… Ertesi gün büyükbaba vefat eder…
Bir hafta sonra adam bakmış küçük çocuk yine duada:
-Tanrım anneme uzun ömür ver. Güle güle baba…
Adam ertesi sabah bir hastaneye gitmip yatmış. Tetkikler, tahliller, kalp elektrosu, röntgen çekimleri… Sapasağlam.
Bakmış karısı iki gözü iki çeşme ağlıyor.
-Ne oldu hanım.
-Bizim postacı, demiş hanım. Ne iyi adamdı. Bugün haber aldım. Ölmüş!