2011 — Ocak
Aşkın Kimyası
Aşkın Kimyası…İnsanoğlu var olduğundan bu yana aşk da var olmuştur hep. Aşk ki insanı yaşama bağlar, aşk ki karşılıksız olduğunda insanı odalara hapseder. Aşk öyle bir şeydir ki üzerine neredeyse söylenmedik söz kalmamıştır. En güzel şiirler aşk şiirleridir. Tüm şairler aşkın kimyasını çözmeye çalışmışlar, onun üzerine yüz yıllardır felsefe yapmışlardır.
Onu gördüğünüzde dizlerinizin bağı çölüyorsa, o yanınızda yokken onunla ilgili türlü türlü hayaller kuruyorsanız, ondan başka hiçbir şey düşünemiyorsanız siz aşıksınız demektir. Bu saydıklarımız aşkın görünen ilk belirtileridir.
Gazali bir gazelinde sevgilisine şöyle sesleniyor: “Zülfünün bir tek telini görenlerin bahtı siyah olurmuş / Zülfünün bir tek telini göreydim de / benim de bahtım siyah olaydı” işte aşk budur, işte uzaktan sevmek , ona dokunamadan aşkını sürdürebilmek budur. Oysa günümüzde öyle mi? Herkes birbirine “seni seviyorum” u kolaylıkla hissetmeden söyleyebiliyor. Günümüzde maalesef aşklar da yozlaştı.
Fakat biz bu yazımızda aşkın kimyası üzerinde duracağız . Aşık olduğunuzda kimyasal olarak bünyenizde ne gibi değişiklikler oluyor? İnsan istediği zaman aşık olup istediği zaman aşkından vazgeçebilir mi? Yani aşk bizim kendi irademizde midir? Her yaz, yaz aşkı yaşayabilir miyiz? Neden bazıları sürekli aşık olurken bazıları aşkı hiç tadamıyor? İşte bu yazımızda uzman gözüyle bunların cevabını vereceğiz.
Aşık olduğumuzda vücudumuzda neler oluyor?
Yeni aşıkların bir çoğu vakitlerinin % 90′ını aşık oldukları insanı düşünmekle geçiriyor. Bu onların bizzat kendi sözleri. Beyinlerindeki milyarlarca sinir hücresinde kalp çarpıntıları uçuşuyor. Bu aşk halini Alman antropolog Helen Fisher yaptığı bir klinik araştırmayla ipatladı. Deneklerinin beyinlerindeki kan akışını gözlemleyen Fisher’in vardığı netice şu şekilde: Tutku ne kadar çok artarsa, beyinde heyecan ve keyif hissini salgılamaya yarayan hormonlar daha fazla uyarılıyor ve aktif duruma geliyor. Dopamin, noradrenalin ve phenylethylamin maddelerinin daha çok salgılanması ile ellerimiz fazla çok terliyor, nefes alıp verme artıyor, tansiyonumuz ve nabzımız artıyor! Aşık olan kişilerin çoğunlukla yemeden içmeden kesilmesi, uykusuzluk çekmesi en çok karşılaşılan durumlar arasındadır. İşte tüm bunların sebebi de aslında bu çok çalışan hormonlar. Bu hormonlar yüzünden hem hiperaktif bir duruma geliyoruz, hem yemiyoruz içmiyoruz hem de uyku düzenimiz alt üst oluyor. İşte bu nedenden dolayı da ilişkimize daha bağımlı bir duruma geliyoruz. Eğer söz konusu olan platonik bir aşksa o zaman tam anlamıyla aptallaşıyoruz. . Buna duruma hiç de şaşırmamak gerek, diyor uzmanlar. Zira halüsinasyona sebep olan ilaçlar, beynimizde salgılanan ‘phenylethylamin’ maddesini de barındırıyor.
Aşık olmak bir çeşit hastalık mıdır?
Bir anlamda evet! Fakat bu, aşıkı yaşamayın manasına da gelmiyor tabi ki. Uzman H. Fisher’e göre aşk bir takıntılı olma durumu. Olayın temelinde bu var. Kontrol edilmesi ya da önüne geçilmesi neredeyse imkansız. Aşık olanların aşık oldukları kişiye karşı hissettikleri bu takıntılı halin sebebini Pisa Üniversitesi’nden Uzman D. Marazziti de araştırmış. Marazziti, psikolojik dengeyi sağlayan serotonin hormonunun kandaki oranını incelemiş. Zira serotonin miktarı düştüğünde bünye de mahf oluyor. Uzmanın vardığı neticeye göre aşık olanlarda serotonin oranı normal değerin %40 altında. Zaten dengede olmayan insan psikolojisi, bir de sevdiğinden ayrı kalırsa, iyice altüst oluyor. Bunalım, korku ve anksiyete meydana geliyor… Marazziti bu durumu ‘mikroparanoya’ olarak tanımlıyor.
Aşık olmak öğrenilebilir mi?
Aşık olan kişilere sorduğunuzda ‘tesadüfen oldu’ şeklinde cevaplar sizi. Psikologlarsa bu konuda yapabileceğiniz kolay şeyler olduğunu belirtiyor. Örneğin, dışarıya açılmak, bir arayış içersinde olduğunuzu başkalarına belli etmek çok işe yarıyor. Bilimsel olarak da mühim olan, dopamin sistemini harekete geçirmeyi başarmak! Küçük bir yakınlaşma dahi aslında beyindeki dopamin seviyesini artırıyor. Fakat bunun için de seçici olmamayı tavsiye etmiyoruz. Aşkınızı karşılıklı yaşamanız dileği ile.
Erkekler Aldatıldığını Nasıl Anlar
Erkekler Aldatıldığını Nasıl Anlar? İşte sorumuzun cevabı :
Zaman zaman erkeklerinde muzdarip olduğu aldatılma konusu, kadınların toplum korkusu yüzünden erkeklere nazaran daha tedbirli davranmasıyla pek ortaya çıkmasa da bazı erkekler kadınların boş bulunmasıyla aldatıldığından şüphelenmeye başlayabilir.
Birdenbire inanılmaz bir özgüven sahibi olmuş ise kadın tehlike çanları çalıyor demektir. İçinde biriktirdiği hınç ile başka bir erkek tarafından beğenilmenin tercih edilmenin sevilmenin güveniyle kocasına olan tavırları hırçınlaşan, tahammül sınırı azalan bir kadın çıkabilir ortaya.
Eskisine nazaran daha güzel,daha dekolte giyinmeye başlayan, saçının rengini durup durup değiştiren, makyajsız sokağa çıkmayan, az konuşan çok düşünen, erkenden uykusu gelen kadın olabilir artık hayatınızdaki kadın.
İnternet veya cep telefonu gibi vesilelerle sevgilisiyle irtibata geçiyorsa tuvalete dahi cep telefonuyla girdiğini veya internetin başından kalkamadığını farkedebilirsiniz. Birgün evin hiç olmadık biryerinden farklı bir sim kartı fırlayabilir. Muhtemelen kime ait olduğunu bilmiyordur ve kaşla göz arasında kayboluverir o kart.
Önceden cinsel hayatınızda hep ilk adımı atan kadının birden bire bitmek bilmeyen baş ağrıları, yatar yatmaz uykuya dalma huyları gelişebilir. Çok üstüne giderseniz cinsel hayatınızda onu mutlu edemediğinizden, sadece kendizi düşündüğünüzden, kendini kadın gibi hissetmediğinden dert yanabilir.
Sizinle daha az vakit geçirmeye başlayı evin içinde kendi dünyasında yaşayabilir. Sürekli başkalarıyla sizi kıyaslayıp size olan şikayetleri artabilir.
Telefonuna baktığınızda arama kaydı ve mesajlar bölümü sürekli boştur zira anında silmiş olabilir.
Birden bire hiç görüşmediği yada daha önceden hiç tanımadığınız kız arkadaşları ie görüşmeye çıkmış olabilir ama hergün !
Günlük alışkanlıkları değişebilir, birden bire hiç bilgisi,ilgisi olmayan konularda bilgi sahibi olduğunu görebilirsiniz.
En çok alışverişleri seksi iç çamaşırlarına dönebilir.Ne hikmetse aldığı birsürü seksi iç çamaşırını giyerken hiç görmeyebilirsiniz.
Bunun gibi uzayıp giden maddeler kadının artık eşini yada sevgilisini başka birinin hayatına girmesiyle hayatının dışında bırakma aşamaları sayılabilir. Ancak kadının toplum içinde kocasını aldatmasının affı pek olmadığı için kadın çok dikkatli atar her adımını bu yüzden aldatan kadını yakalamak pek de kolay değildir.
Kadınlar Aldatıldığını Nasıl Anlar
Kadınlar Aldatıldığını Nasıl Anlar? İşte sorumuzun cevabı:
Kadınların kabus günlerinin başladığı günler yani aldatıldığından şüphelenmeye başladığı günlerdir. Erkekler sadece aldatmayı akıl edipde yakalanmamayı akıl etmekde aynı özeni gösterme yeteneğine sahip olmadıkları için, birde kadınların inanılmaz içgüdüsel sezgilerinin kuvveti sayesinde kadınlar başlar erkeğin hareketlerinden,tavırlarından,değişen alışkanlıklarından şüphelenmeye.
Aldatan erkeğin gösterdiği değişimler kadının aldatıldığını anlaması için gayet yeterli davranışlardır.
Erkeğin gereksiz yere abartılı, kendini dünyanın en yakışıklı erkeği sanmaya başlamasıyla değişen bir halleri,karısını kendisine yakıştıramamaya başlamaları,kendisini çok donanımlı ve kültürlü sanarak karısını aşağılamaya başlaması artık bu erkeğin canına susadığınn ilk sinyalleridir.
Kadının yaptığı önceden bayıla bayıla yediği yemekler artık ne hikmetse ya tuzsuzdur ya tatsız,önceden ne giyse yakışan karısına fazla kilo aldığından,selülitlerinin çıktığından dert yanmaya başlar.
Kendi kel olmaya yüz tutmuş başına bakmadan karısının başındaki iki üç tel beyazlamış saç, karısının artık yaşlanmaya başladığını düşündürür.
Cep telefonunu eve girdiğinde ya sessizdedir ya da mesajlar bölümüne şifre konulmuştur.Vakitli vakitsiz cevapsız çağrılar gelmeye başlar.Kadın ”kim bu çağrı atıp duran”dediğinde cevap ya Ahmet beydir, ya inşattçı Mehmet beydir, ya kaloriferci Ali beydir, ya boyacı Veli beydir.Kontrol edin telefonunu ne hikmetse bu cevapsız çağrılar hep erkek ismiyle kayıtlı kişilerden gelir. Mesajlarına şifre koymayı unuttuğu birgün bu erkek isimli kişilerden birinden yanlışlıkla ! dün gece çok güzeldi gibi bir mesaj gelme ihtimali yüksektir.
Birden bire çok çalıkan, azimli bir koca olan erkişi ! her akşam artık mesaiye kalmaya başlar.Araştırılıdığında onan başka mesaisi olan yoktur, yazık tek başına bütün işleri o idare ediyodur.
Ceplerinde alışveriş fişlerini gördüğünüzde eve hiç gelmemiş, size hiç alınmamış bir takım hediyelik eşyalar,yüzükler,mücevherlere ait fişlere rastlayama başlayabilirsiniz. Eve gelen kredi kartı ekstraları nedense artık ya postada kaybolmaya başlar,ya da birden bire iş yeeri adresine gitmeye başlar.
Cinsel hayatınız kocanızın çooook yorgun olmasıyla, çok çalışmasıyla sekteye uğramıştır. Artık bir cinsel hayatınız yoktur.Ya da açık vermemek için eskisine nazaran daha aktif bir cinsel hayatınız başlamıştır.
Velhasıl bunlar gibi birçok örneği sıralamak mümkün .Hiçbirini hiç bir kadın tabiri caiz ise yutmaz, sadece çok mecbur olduğu durumlar varsa sineye çeker.Nasıl olsa birgün hepsibi burnunuzdan fitil fitil getirecektir.
Yolumuzdaki Engeller
Yolumuzdaki Engeller adlı çok hoş bir hikaye…
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti.
Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı .. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde ..”Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
“Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır ..”